Tarih boyunca darbelerin, cuntaların, ihtilallerin ve toplumsal çatışmaların isimleri farklı olsa da ortaya çıkardıkları sonuç çoğunlukla aynı olmuştur: Bedeli halk ödemiştir. Yönetimler değişmiş, bildiriler okunmuş, yeni düzenler kurulmuş; ancak kaybedilen hayatların, bozulan ekonominin, bastırılan özgürlüklerin ve yarım kalan geleceklerin yükü sıradan insanların omuzlarında kalmıştır.
Üstelik bir ülkeye zarar vermek için her zaman tankların sokaklara çıkması gerekmez. Üretim gücünü zayıflatan kararlar, kamu kaynaklarının sorumsuzca kullanılması, adalet duygusunun aşındırılması ve toplumun geleceğe olan güveninin yok edilmesi de darbe etkisi doğurabilir.
Elbette her ekonomik kriz veya kötü yönetim doğrudan “darbe” olarak adlandırılamaz. Ancak sonuçları bakımından bakıldığında, halkın yoksullaştığı ve ülkenin imkânlarının tüketildiği süreçlerin de nesiller boyunca taşınan ağır yaralar açtığı açıktır.
Bütün bu yaşananlara rağmen toplumların hafızası zamanla aşınır. Günlük dilde buna çoğu zaman “balık hafıza” diyoruz. Fakat mesele yalnızca unutmak değildir. İnsanlar bazen geçmişi hatırladıkları hâlde ona yükledikleri anlamı değiştirirler.
Dün kendilerine acı çektirenleri bugün güçlü liderler olarak görebilir, özgürlüklerini sınırlandıran uygulamaları düzenin korunması adına gerekli sayabilirler. Aradan yıllar geçtikçe mağduriyetler silikleşir, sorumluların kendilerini yeniden anlatmaları kolaylaşır.
Toplumsal hafızanın bıraktığı boşluk hiçbir zaman uzun süre boş kalmaz. O alanı belgeler ve gerçekler doldurmadığında güçlü siyasi söylemler, romantikleştirilmiş hatıralar ve seçilmiş bilgiler doldurur.
Fail kahramana, baskı disipline, ekonomik yıkım ise kaçınılmaz bir fedakârlığa dönüştürülebilir. Bir süre sonra toplum, kendisine ödetilen bedeli değil, kendisine anlatılan hikâyeyi hatırlamaya başlar.
Bu durum zaman zaman Stockholm sendromuna benzetilebilir. Ancak toplumsal düzeyde yaşanan mesele daha kapsamlıdır. Burada bireysel bir psikolojik bağlılıktan çok, geçmişin yeniden yorumlanması, güce duyulan hayranlık, alışılmış düzene sığınma ve siyasi kimliğin gerçeklerin önüne geçmesi bulunmaktadır.
İnsanlar yapılanları ekonomik sonuçlarına, hukuka ve kamu yararına göre değil, yapan kişinin kendi taraflarından olup olmadığına göre değerlendirmeye başladığında ortak akıl zayıflar.
Seçmen davranışında da benzer çelişkilerle karşılaşırız. Bir insan, “Yirmi beş yıldır yönetimde, artık başkası gelsin” diyebilir. Kendisine nedenini sorduğunuzda mevcut yöneticinin önemli bir eksiğini gösteremediği hâlde yalnızca değişiklik istediğini söyleyebilir. Böyle bir tercihi küçümsemek doğru değildir; çünkü iktidarın değişebilir olması ve yeni kadrolara fırsat verilmesi de demokrasinin değerlerinden biridir. Hiçbir yönetici yaptığı hizmetler karşılığında toplumun oyları üzerinde kalıcı bir hak kazanmaz.
Bununla birlikte değişim talebinin yalnızca bıkkınlığa dayanması da sağlıklı değildir. Bir ülkenin geleceği, “Bir de başkası gelsin” denilerek şansa bırakılamaz.
Değişim isteyen seçmen de devamlılıktan yana olan seçmen de kararını kişiler üzerinden değil; hukuk, liyakat, ekonomi, özgürlükler, kurumların işleyişi ve geleceğe dair somut programlar üzerinden vermelidir.
Bir yönetimin yüzlerce yararlı çalışma yapması elbette önemlidir. Fakat kamu hizmeti yöneticinin halka sunduğu bir lütuf değil, üstlendiği görevin gereğidir. Aynı şekilde geçmişte yapılan iyilikler, bugün yapılan yanlışların sorgulanmasına engel olmamalıdır.
Demokratik vatandaşlık ne körü körüne sadakat ne de gerekçesiz değişim arzusudur. Asıl sorumluluk, geçmişten ders çıkararak bugünü değerlendirmek ve geleceği elde bulunan gerçeklere göre seçmektir.
Çünkü bir toplumun kaderini yalnızca başına gelen felaketler belirlemez. O felaketleri nasıl hatırladığı, sorumlularını nasıl değerlendirdiği ve hafızasını gelecek kuşaklara nasıl aktardığı da belirler. Geçmişini unutan toplumlar aynı bedeli farklı isimler altında yeniden ödemeye mahkûm olabilir.
Demokrasinin görünmeyen güvencesi sandık kadar hafızadır. Hafızasını kaybeden bir toplum oy kullanabilir; fakat geçmiş ile gelecek arasında sağlıklı bir tercih kurmakta zorlanır.