Hava Durumu

Kardeşlik susmak mıdır?

Yazının Giriş Tarihi: 17.10.2026 00:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 17.10.2026 00:05

Bir çocuğun okul kapısında durdurulduğunu düşünün. Sırtında çantası, elinde defterleri, zihninde öğrenmek istediği onlarca şey var. Arkadaşları sınıflarına girerken kendisine içeri alınamayacağı söyleniyor. Sebep, derslerindeki başarısızlığı ya da herhangi bir disiplin suçu değil. Başındaki örtü.

Böyle bir manzarayla karşılaştığımızda ilk sorumuz ne olmalı? Devletin koyduğu kurallar mı, yoksa o kapının önünde bekleyen çocuğun geleceği mi?

Son günlerde kardeş ülke Azerbaycan’dan gelen haberler, üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir meseleyi gündeme taşıdı.

Eğitim kurumlarında kıyafet düzenlemelerine ilişkin alınan kararların ardından bazı başörtülü kız öğrencilerin okullara kabul edilmediği bildiriliyor.

Düzenlemelerin metninde başörtüsü açıkça yasaklanmasa da uygulamada yaşandığı belirtilen mağduriyetler, eğitim hakkı ve inanç özgürlüğü bakımından ciddi sorular doğuruyor.

Ancak bu tartışmanın başında önemli bir ayrımı yapmalıyız. Azerbaycan halkı ile Azerbaycan’ı yönetenler aynı şey değildir.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, herhangi bir hükümetin görev süresiyle başlamadı; yönetimlerin değişmesiyle de sona erecek bir yakınlık değildir. Ortak tarih, dil, kültür, acılar ve sevinçlerle beslenen bu bağ, siyasi kararların ötesinde toplumsal bir anlam taşır.

Hükümetler gelir, görevlerini tamamlar ve yerlerini başkalarına bırakır. Halklar arasındaki gönül bağı ise kuşaktan kuşağa aktarılır. Peki kardeşlik, birbirimizin kararlarını sorgulamadan kabul etmek midir?

Bir dostun yaşadığı haksızlığa dikkat çekmek, dostluğa zarar vermek anlamına gelmez. Aksine, samimi ilişkilerin temelinde gerektiğinde yanlışları konuşabilmek de vardır.

Eleştiri ile düşmanlığı birbirine karıştırdığımızda, en değerli insani bağlarımızı siyasi tartışmaların içine hapsetmiş oluruz.

Azerbaycan laik bir devlettir. Laiklik, devletin dinler karşısında tarafsızlığını sağlayan önemli bir yönetim ilkesidir. Bununla birlikte devletin tarafsız olması, bireyin inancını görünmez kılmak zorunda olduğu anlamına gelmemelidir.

Okulların ortak kıyafet kuralları olabilir. Eğitim ortamında eşitliği ve düzeni sağlamak da meşru bir amaçtır. Ancak bu kuralların uygulanmasında çocukların eğitimden uzaklaştırılması söz konusu olduğunda, alınan kararların sonuçlarını yeniden değerlendirmek gerekir.

Çünkü eğitim, bir çocuğa sunulan ayrıcalık değil, temel bir haktır.

Üstelik din ve vicdan özgürlüğü yalnızca başörtülü öğrenciler için düşünülmemelidir. Başını örtmeyi tercih etmeyen bir kız çocuğunun da, başka bir dine mensup öğrencinin de aynı güvenceye sahip olması gerekir. İnanç özgürlüğü, insanın inanma, inanmama ve kendi vicdani tercihlerini baskı altında kalmadan oluşturabilme hakkını kapsar.

Burada asıl korunması gereken, çocuğun iradesi ve geleceğidir.

Öte yandan Azerbaycan’ın İsrail ile sürdürdüğü ilişkiler de Türkiye kamuoyunda ayrı bir tartışma konusudur. Gazze’de yaşanan büyük insani felaket, hayatını kaybeden siviller, ailesiz kalan çocuklar ve yıkılan yaşamlar, devletlerin uluslararası ilişkilerini yalnızca ekonomik ve stratejik çıkarlarla değerlendirmesinin yeterli olup olmadığını sorgulatıyor.

Gazze’deki ağır ihlaller ve soykırım iddiaları uluslararası hukuk bakımından da incelenirken, Filistin halkının yaşadığı acıların siyasi hesapların gölgesinde kalmaması gerekiyor.

Burada iki ayrı meseleyi birbirine karıştırmamalıyız. Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkileri başka, kendi eğitim kurumlarında yaşandığı bildirilen başörtüsü mağduriyetleri başka bir konudur. Ancak her ikisini değerlendirirken başvurabileceğimiz ortak bir ölçü vardır: İnsan onuru.

Türkiye’nin Filistin halkına yönelik insani duyarlılığı ile Azerbaycan’daki öğrencilerin haklarına ilişkin kaygıları birbirinin alternatifi değildir. Bir yerdeki acıyı önemsemek, başka bir yerde yaşanan haksızlığı görmezden gelmeyi gerektirmez.

Dış politikada ülkelerin çıkarları, güvenlik kaygıları ve tarihsel ilişkileri bulunur. Bunların varlığını inkâr etmek gerçekçi olmaz. Fakat diplomasi yalnızca anlaşmalardan, ticaret hacminden ve resmî ziyaretlerden ibaret değildir. Devletlerin savunduğu değerler de uluslararası ilişkilerin önemli bir parçasıdır.

Türkiye, Azerbaycan’ın egemenliğine saygı gösterirken eğitim hakkına ilişkin endişelerini dostane yollarla dile getirebilir. Böyle bir yaklaşımın amacı iki halkı karşı karşıya getirmek değil, mağduriyetlerin giderilmesine katkı sağlamak olmalıdır.

Bir de vatanı için mücadele etmiş bir babayı düşünelim. Ülkesinin geleceği uğruna fedakârlıkta bulunmuş, belki cepheden yaralı dönmüş, bütün zorluklara rağmen çocuğunun iyi bir eğitim almasını istemiş. Kızının inancı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldığını öğrendiğinde ne hisseder?

Böyle bir hikâyenin gerçekliği mutlaka araştırılmalıdır. Fakat sorunun kendisi bile bizi düşünmeye davet ediyor: Bir insanın ülkesine duyduğu aidiyet ile devletin uygulamalarına yönelik eleştirisi neden birbirine karşıt görülsün?

Vatan sevgisi, her kararı onaylamak değildir. İnsan bazen en çok sevdiği yere karşı en derin sorumluluğu hisseder.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, halkları birbirinden uzaklaştıracak sözler değil; hakları, özgürlükleri ve ortak değerleri koruyacak bir anlayıştır.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, karşılıklı saygı ve dayanışmayla geleceğe taşınabilir. Bu dayanışmanın içinde yalnızca başarılar değil, insanların karşılaştığı güçlükler de yer bulmalıdır.

Çünkü gerçek kardeşlik, yalnızca güzel günlerde birbirinin yanında durmakla ölçülmez.

Bazen kardeşliğin en anlamlı ifadesi, sevdiğimiz insanların yaşadığı haksızlık karşısında sessiz kalmamaktır.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.