Türkiye’nin en yakıcı sorunlarından biri, işsizlik. Ne yazık ki bu gerçek, yalnızca sokaktaki gençlerin değil, ülkenin geleceğinin de kaderini belirleyen bir mesele haline geldi. Üniversitelerden, yüksekokullardan, meslek yüksekokullarından her yıl on binlerce mezun çıkıyor. Fakat diplomalar, çoğu zaman tek başına bir güvence olmuyor. Mezunlar, eğitimini almadıkları bambaşka işlerde hayatlarını kazanmaya çalışıyor. Taksi şoförlüğü yapan mühendisler, satış temsilciliği yapan sosyologlar, garsonluk yapan işletme mezunları… Bunlar artık şaşırtıcı olmaktan çıktı.
Bir yandan da nüfusun azalmasını engellemek için teşvikler devreye giriyor. Evlenen çiftlere destekler, çocuk sahibi olanlara yardımlar, doğum oranlarını artırmaya dönük kampanyalar… Bunlara kimse karşı değil. Ancak asıl soru şurada: Doğumlarla artan nüfusun gelecekte işsiz kalacağı öngörülemiyor mu?
Teşvik ve Çelişki
Devletlerin nüfusu artırma çabası anlaşılır bir çaba. Çünkü nüfusun azalması, uzun vadede ekonomik üretimi ve sosyal güvenlik sistemlerini tehdit ediyor. Avrupa’da, özellikle Almanya ve Fransa gibi ülkelerde, doğum oranlarının düşmesi gelecekte iş gücü açığını büyütecek. Bizde de aynı kaygılar var. Ama işin diğer yüzüne baktığımızda, büyüyen nüfusa uygun istihdam alanları yaratılmadığında, sorun daha da karmaşık hale geliyor.
Türkiye’nin genç nüfusu bir yandan fırsat, bir yandan risk. Fırsat, çünkü gençlerin dinamizmi ülkenin üretim gücünü artırabilir. Risk, çünkü gençlere iş bulunmadığında bu enerji işsizliğe, umutsuzluğa ve göç eğilimine dönüşebilir.
Eğitim ve İş Dünyasının Kopukluğu
Sorunun en belirgin noktalarından biri, eğitimle iş dünyası arasındaki kopukluk. Türkiye’de üniversiteler, hâlâ daha çok öğrenci çekmek için kontenjanlarını genişletiyor. Popüler görünen bölümler dolup taşıyor. Fakat mezuniyet sonrası bu alanlarda iş bulmak neredeyse imkânsız. Mezunlar, istedikleri mesleklerde değil, geçici ya da alakasız işlerde istihdam ediliyor.
Oysa bazı ülkeler bu sorunu daha köklü çözümlerle aşmaya çalışıyor. Almanya’nın “dual eğitim sistemi” bunun en iyi örneklerinden biri. Gençler, hem okulda eğitim alıyor hem de işyerinde pratiğe katılıyor. Böylece mezun olduklarında iş dünyasının ihtiyaç duyduğu becerilerle donanmış oluyorlar. Bizde ise hâlâ teorik bilgiler ağırlıklı.
Sonuç: Diplomalı ama işsiz bir kuşak.
Artış Var, Planlama Yok
Doğum oranlarını artırmaya yönelik projeksiyonlar devletin masasında elbette var. Uzmanlar, nüfusun gelecekte nasıl seyredeceğini hesaplıyor. Ancak bu raporların yanında, artan nüfusun nasıl istihdam edileceğine dair net planlar yeterince güçlü değil. Teknolojinin hızlı değişimi de bu tabloyu zorlaştırıyor. Bugün popüler olan meslekler, belki 10 yıl sonra tarihe karışmış olacak.
Bu yüzden nüfus artışına paralel olarak geleceğin iş alanlarına yatırım yapmak şart. Yapay zekâ, yeşil enerji, dijital hizmetler, biyoteknoloji gibi alanlar geleceğin istihdam motorları. Eğer bu alanlara bugünden yatırım yapılmazsa, artan nüfusun büyük kısmı işsiz kalabilir.
Çıkış Yolları
Peki ne yapılmalı?
Öncelikle eğitim sistemi iş dünyasıyla uyumlu hale getirilmeli. Hangi sektörün iş gücüne ihtiyacı varsa, üniversite kontenjanları da buna göre ayarlanmalı.
Mesleki ve teknik eğitim cazip hale getirilmeli. Herkesin üniversiteye gitmesi gerekmiyor; nitelikli teknikerlere, ustalara, ara elemanlara da ihtiyaç var.
Gençlerin girişimcilik potansiyeli desteklenmeli. Kendi işini kurmak isteyenler için finansal ve teknik kolaylıklar sağlanmalı.
Bölgesel kalkınma projeleriyle büyük şehirlerdeki iş yoğunluğu dengelenmeli, Anadolu’nun farklı şehirlerinde yeni istihdam alanları yaratılmalı.
Gençlerin Umudu
İşsizliğin en acı tarafı, gençlerde yarattığı umutsuzluk. Yıllarca emek vererek eğitim gören bir gencin, mezuniyet sonrası işsiz kalması, sadece ekonomik değil, psikolojik bir yıkım da getiriyor. Bu gençler ya yurt dışına gitmenin yollarını arıyor ya da kendi ülkesinde hayal kırıklığıyla mücadele ediyor. Oysa doğru planlamayla genç nüfus, Türkiye’nin en büyük gücü olabilir.
Kısacası, doğum oranlarını artırmak elbette önemli. Ama artan nüfusun istihdam edileceği alanlar yaratılmadıkça, sorun sadece ertelenmiş oluyor. Bir ülkenin geleceğini, yalnızca nüfus sayısı değil, o nüfusa sağlanan iş ve yaşam olanakları belirler. Bugün alınacak önlemler, yarının işsizler ordusunu önlemek için en önemli adım olacak.