Bir ülkede demokrasinin varlığı çoğu zaman sandıkla ölçülür. Seçimler yapılıyor mu? Oylar sayılıyor mu? İktidar değişebilir mi? Bu sorular önemlidir, evet. Ama artık yetmez. Çünkü bugün dünyada asıl mesele şudur: Demokrasi var mı değil, demokrasi nasıl yaşanıyor?
Türkiye tam da bu sorunun eşiğinde duran bir ülkedir. Sandığı bilen, oyunu kullanan, siyasete kayıtsız olmayan bir toplumuz. Ama aynı zamanda; karşı fikri duymakta zorlanan, eleştiriyi tehdit gibi algılayan, beğeniyi bile fısıltıyla dile getiren bir iklimin içindeyiz.
Peki neden? Eğitim var, bilgi var… Ama olgunluk neden eksik? Bugün siyaset sahnesine baktığımızda şunu görüyoruz: Siyasetçilerin büyük bölümü eğitimli. Diplomaları var, deneyimleri var, hatta bir kısmının uluslararası birikimi de var.
O hâlde sorun ne? Sorun ne cehalet, ne de demokrasinin ne olduğunu bilmemek. Sorun, bilinen doğruların taşınamaması. Çünkü demokratik olgunluk bir bilgi meselesi değildir. Demokratik olgunluk; bedel ödemeyi göze alabilme meselesidir.
Olgun olmak; herkes bağırırken sesini alçaltabilmektir. Herkes cephe alırken dinleyebilmektir. Kendi tarafını eleştirebilmektir. Ve maalesef bugünün siyaset iklimi bu davranışları ödüllendirmiyor.
TEŞVİK SİSTEMİ
Bugün siyasette hangi davranışlar karşılık buluyor, buna bakmak gerekiyor. Sert konuşanlar daha çok ekrana çıkıyor. Kutuplaştıranlar daha çok alkış alıyor. “Biz ve onlar” diyenler daha net algılanıyor.
Olgunluk ise: sessizdir, yavaştır, manşet olmaz. Bu nedenle birçok siyasetçi, doğruyu bilse bile şunu soruyor: “Bunu söylersem kaybeder miyim?” İşte bu soru, demokratik olgunluğun önündeki en büyük engeldir.
HALK BU TABLONUN NERESİNDE?
Burada kolay ama haksız bir cümle kurmak mümkün: “Halk bunu istiyor.” Hayır. Halk olumsuzluğu istemez. Ama halk, kendisine sunulan seçenekler arasında tepki verir. Eğer önüne hep sertlik, korku ve gerilim konuluyorsa; zamanla buna alışır. Bu, bilinçli bir kötülük değil; insani bir reflekstir.
Üstelik Türkiye’de büyük bir sessiz çoğunluk vardır: Bağırmayan kutuplaşmak istemeyen, karşı tarafla yaşamak isteyen…
Ama bu kesim: daha az görünür, daha az temsil edilir. Sonra şu yanılgı oluşur: “Toplum böyle.” Oysa çoğu zaman toplum buna katlanır, istemez.
İSKANDİNAV ÜLKELERİ BUNU NASIL AŞTI?
Bugün sıkça örnek verilen İskandinav ülkeleri; ne daha zeki, ne de daha kusursuz toplumlar. Ama çok kritik bir şeyi başarmışlar: Demokratik olgunluğu, bireylerin iyi niyetine bırakmamışlar.
Onlarda hizmet “lütuf” değil, haktır. Eleştiri düşmanlık değil, katkıdır. Muhalefet tehdit değil, paydaştır. Siyasetçi, olgun davrandığında yalnız kalmaz. Çünkü sistem onu cezalandırmaz. Bizde ise olgunluk çoğu zaman: “zayıflık”, “muğlaklık”, “geri adım”olarak algılanır. Bu yüzden mesele kültürden çok, sistemin neyi ödüllendirdiğidir.
TÜRKİYE’NİN GÜCÜ VE ZAYIFLIĞI AYNI YERDE
Türkiye’nin en büyük gücü, aynı zamanda en büyük zorluğudur: Canlılık. Bu ülke tepkisiz değil. Bu ülke duyarsız değil. Bu ülke suskun da değil. Ama bu canlılık, doğru kanallarla buluşamadığında; olgunluk üretmek yerine gerilim üretir. Sorun, bu enerjinin nasıl yönlendirildiğidir.
NE DEĞİŞMELİ? (KOPYA DEĞİL, İLKE)
İskandinav ülkelerinden birebir model almak mümkün değil. Ama bazı temel ilkeler alınabilir. Birincisi: Hizmet dili değişmeli. “Yaptık” yerine “Bu senin hakkındı” denmeli. İkincisi: Eleştiri güvence altına alınmalı. Eleştiren kişi düşman değil, paydaş kabul edilmeli. Üçüncüsü: Kurumlar kişilerin önüne geçmeli. Liderler geçici, kurallar kalıcı olmalı. Dördüncüsü: Siyasal dil yavaşlamalı. Her konu kriz değildir. Her eleştiri saldırı değildir. Beşincisi: Medya çatışmayı değil, dengeyi görünür kılmalı. Olgunluk da haber olabilmeli. Altıncısı: Halk sadece oy veren değil, sürece katılan görülmeli.
Demokrasi sandıkla bitmemeli. Asıl Mesele: Cesaret. Türkiye’nin sorunu demokrasi bilmemek değil. Türkiye’nin sorunu, demokrasiyi olgunlukla taşımaya cesaret edememek.
Bu cesaret siyasetçiden başlar ama toplumla tamamlanır. Ve belki de en umut verici nokta şudur: Türkiye’de halk, siyasetçilerden daha hızlı olgunlaşmıştır. Ama bu olgunluk, henüz dilini ve temsilini bulamamıştır. Özet olarak; demokratik olgunluk bağırarak kazanmak değil, birlikte yaşayabilmeyi öğrenmektir.
Türkiye bunu yapabilecek bir ülkedir. Çünkü bu topraklarda asıl sorun nefret değil; yorgunluktur. İnsanlar artık yüksek sesli ideolojilerden, büyük iddialardan, keskin cephelerden yoruldu.
Belki de şimdi, olgunluğun sesini biraz daha yükseltmenin zamanıdır.