Hava Durumu

Önce insan

Yazının Giriş Tarihi: 19.09.2026 00:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 19.09.2026 00:05

Yeni bir eğitim döneminin başlamasıyla birlikte çocuklarımızın başarısı yeniden gündemimizin merkezine yerleşiyor. Hangi okul daha iyi, hangi ders daha önemli, sınavlarda nasıl daha yüksek puan alınır, yabancı dil ne zaman başlamalı, teknoloji eğitimde nasıl kullanılmalı? Bunların hepsi kuşkusuz önemli sorular.

Ancak bütün bunlardan önce sormamız gereken daha temel bir soru var: Çocuklarımız başarılı olmadan önce ne öğrenmeli?

Belki de cevabı düşündüğümüzden daha sade: Önce insan olmayı.

Buradaki eğitimden diploma, sınav ya da akademik başarı anlaşılmamalıdır. Bir insan üniversite bitirmeden de son derece görgülü, vicdanlı ve erdemli olabilir. Aynı şekilde çok sayıda diplomaya sahip olmak, iyi insan olmanın garantisi değildir. Sözünü ettiğimiz eğitim; insanın insana nasıl davranacağını, başkasının hakkına neden saygı göstermesi gerektiğini ve kendisinden güçsüz olana nasıl yaklaşacağını öğreten hayat kültürüdür.

Bu kültürün ilk okulu ise ailedir.

Çocuk saygıyı yalnızca öğretmeninden öğrenmez. Babasının bir garsona nasıl hitap ettiğine bakar. Annesinin yaşlı bir komşusuyla nasıl ilgilendiğini görür. Eve gelen misafirin nasıl karşılandığını, trafikte başka insanlara nasıl davranıldığını, bir hata yapıldığında özür dilenip dilenmediğini fark eder. Yetişkinler çoğu zaman çocukların bunları önemsemediğini düşünür. Oysa çocuk, çevresindeki hayatın sessiz öğrencisidir.

Bu nedenle değerler yalnızca anlatılarak aktarılamaz; yaşanması gerekir.

Çocuğa yardımseverliği anlatırken kapımızın önündeki ihtiyaç sahibini görmezden geliyorsak sözümüzün etkisi azalır. Dürüstlükten bahsedip küçük çıkarlarımız için kuralları esnetiyorsak çocuk iki farklı mesajla karşılaşır. Saygı beklerken başkalarını küçümsüyorsak öğrettiğimiz şey saygı değil, gücün üstünlüğüdür.

Geçmişten bugüne taşıyabileceğimiz çok kıymetli bir toplumsal mirasımız var. Bunun adı bazen komşuluktu, bazen mahalle kültürü, bazen büyüğe hürmet, bazen küçüğe şefkat… İnsanların birbirlerine karşı kendilerini sorumlu hissettikleri bir anlayıştan söz ediyoruz.

Mahallede yaşlı birinin elindeki yükü taşımak için akraba olmak gerekmiyordu. Komşunun hastalığı yalnızca onun ailesinin meselesi sayılmıyordu. Bir çocuk yanlış yaptığında onu uyaran yetişkin kendisini tamamen yabancı görmüyordu.

Elbette geçmişi kusursuzlaştırmak doğru değildir. Her dönemin kendi sorunları vardı. İhtiyacımız olan geçmişte yaşamak değil, geçmişten gelen insani özü geleceğe taşımaktır. Çünkü modernleşmek; merhametten, nezaketten, vefadan veya dayanışmadan vazgeçmek anlamına gelmez.

Asıl tehlike, bu kültürel aktarımın kesilmesidir.

Bir çocuk paylaşmayı görmeden büyüdüğünde, ileride kendi çocuğuna paylaşmayı nasıl gösterecektir? Sürekli öfke ve hakaretin bulunduğu bir ortamda yetişen kişi, anlaşmazlıkların konuşarak çözülebileceğini nereden öğrenecektir? Başkasının hakkına saygının önemsenmediğini gören çocuk, yetişkin olduğunda hangi davranışı normal kabul edecektir?

Burada bir domino etkisi ortaya çıkar.

Ailede başlayan kültürel zafiyet çocuğa, çocuktan yetişkine, yetişkinden kuracağı aileye ve oradan yeni nesillere aktarılabilir. Başlangıçta küçük görünen bir davranış kaybı birkaç kuşak sonra toplumsal alışkanlığa dönüşebilir. Fakat aynı mekanizma iyilik için de çalışabilir.

Vicdanlı yetiştirilen bir çocuk yarının vicdanlı anne veya babası olabilir. Saygıyı öğrenen çocuk, ileride çevresindeki insanlara saygıyla yaklaşabilir. Paylaşmanın değerini gören kişi, kendi sofrasında başkasına da yer açabilir.

Demek ki domino taşlarını tersine çevirmek mümkündür.

Bu noktada sorumluluğu yalnızca aileye bırakmak da yeterli değildir. Okul, medya, sosyal çevre, spor, sanat, kamu kurumları ve günlük hayatta karşılaştığımız yetişkinler aynı kültürün parçalarıdır. Çocuğa okulda dürüstlüğü öğretirken toplumda dürüst olmayan davranışın ödüllendirildiği izlenimini verirsek eğitim kendi içinde çelişir. Öğretmen saygıyı anlatırken televizyon ekranlarında veya sosyal medyada hakaretin alkışlandığını gören çocuk hangi örneği benimseyecektir?

Bu nedenle mesele yalnızca çocukların eğitimi değildir. Yetişkinlerin de kendilerine bakması gerekir.

Çocuklarımızdan önce belki biz yeniden hatırlamalıyız: Teşekkür etmeyi, özür dilemeyi, komşumuzu gözetmeyi, büyüğümüze hürmet ederken küçüğümüzü ezmemeyi, düşene el uzatmayı, başkasının hakkını kendi hakkımız kadar değerli görmeyi…

Çocuğumuz matematik öğrenmeli, yabancı dil bilmeli, teknoloji kullanmalı, bilimle tanışmalı ve dünyayla rekabet edebilmelidir. Bunların hepsini istemeliyiz. Fakat bütün başarıların üzerinde taşıyacağı bir karakter yoksa elde edilen sonuç eksik kalacaktır.

Çünkü geleceğe bırakacağımız en büyük miras yalnızca başarılı çocuklar değildir.

İyi insanlardır.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.