Hava Durumu

Ormanın içinde başlayan ders

Yazının Giriş Tarihi: 12.09.2025 00:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.09.2025 00:05

Çocukluğumun en unutulmaz anısı bundan 52 yıl öncesine dayanıyor. Almanya’da, ilkokul birinci sınıftayken öğretmenlerimiz bizi ders anlatmak için tahtanın önüne değil, ormanın içine götürürdü. Karlsruhe’deydi; okulun adını bugün hatırlamasam da o günkü heyecan hâlâ zihnimde capcanlı.
Geyikleri, salyangozları, ceylanları kendi yaşam alanlarında gördük. Hiçbir kafes yoktu; biz de özgürdük, hayvanlar da. Hatta bir ceylana dokunduğumu hatırlıyorum. Ormana gitmeden önce bize, doğayı rahatsız etmememiz gerektiği anlatılırdı. Kimimiz Türk, kimimiz İtalyan, Yunan, Yugoslav ya da Alman çocuklarıydık. Hepimiz aynı kurallara uyar, aynı heyecanı yaşardık.
O günler yalnızca bir gezi değildi. Çocuk aklımızla bile farkına vardığımız bir şey vardı: Doğanın içinde olmak, hayal gücümüzü büyütüyordu. Aradan yarım asırdan fazla zaman geçti. Hayatımda birçok anı birikti ama beni hâlâ derinden etkileyen tek şey işte o orman dersleri oldu.
Bugün dönüp baktığımda şunu sorguluyorum: Biz, çocuklara doğayı gerçekten tanıtabiliyor muyuz? Sadece gelecek nesiller değil, bizler bile doğayı ne kadar biliyoruz? Ormanları kitap sayfalarından, ekranlardan tanımak mümkün değil. Onun kokusunu, sesini, dokusunu hissetmek gerek.

Almanya’dan Türkiye’ye Bir Bakış

Almanya’daki eğitim anlayışı, çocukları daha küçük yaşta doğa ile tanıştırmayı bir kültür olarak görüyordu. Orman sadece dersin yapıldığı bir mekân değil, yaşamın parçasıydı. Çocuk, doğanın içinde büyüdükçe çevreye duyduğu sorumluluk da içselleşiyordu.
Türkiye’de de doğayı seven, onu korumak isteyen çok sayıda insanımız var. Ancak bu sevgiyi eğitimle daha da kalıcı hale getirebiliriz. Bizde de öğretmenler, öğrencilerini doğaya götürse, ormanı ders kitabının ötesinde bir sınıf gibi kullansa, çocukların zihninde unutulmaz izler bırakılabilir.

Örneğin;
Orman Okulları’ benzeri uygulamalar başlatılabilir. Çocukların derslerinin belli bir bölümünü doğada işlemesi, öğrenmeyi daha kalıcı kılar.
Doğa gözlem günleri düzenlenebilir. Kuşları dürbünle izlemek, toprağın kokusunu hissetmek, sadece biyoloji dersi değil, aynı zamanda yaşamın anlamını kavratır.
Şehir içindeki küçük yeşil alanlar bile bu amaçla kullanılabilir. Büyük ormanlara gitme imkânı olmayan öğrenciler, mahalle parkında bile doğayı tanıyabilir.
Veliler ve çocuklar birlikte doğa etkinliklerine katılsa, bu sadece bir okul projesi değil, aile kültürü hâline gelir.
Bunlar yapılırsa, bizde de çocukların doğa ile bağı çok daha güçlü olacaktır.

Gelecek Nesillere Bırakılacak En Değerli Miras

Doğa ile iletişim, bir kültür ve aynı zamanda bir eğitim meselesidir. 52 yıl önce bana verilen bu eğitimi, bugün kendi çocuklarımıza ve torunlarımıza da verebiliriz. Çünkü ormanı tanımak, yalnızca bir biyoloji bilgisi değil; yaşamın bütünlüğünü anlamaktır.
Türkiye’de bu yönde atılacak her adım, geleceğe bırakılacak en değerli miras olacaktır. Daha çok çocuğumuzun ormanın sessizliğini duyması, bir ağaca dokunması, bir canlının gözlerine bakması, onların sadece çevreyi değil, hayatı da daha derin kavramasına katkı sağlayacaktır.
Eğer biz doğayla bağımızı güçlendirirsek, gelecek nesillere bırakacağımız en büyük miras işte bu bilinç olacaktır. Orman, sadece ağaçlardan ibaret değildir; insanın da içinde olduğu büyük bir yaşam zinciridir. Çocuklarımız bu zincirin değerini erken yaşta görürse, geleceği koruma sorumluluğunu da aynı içtenlikle üstlenir.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.