Hava Durumu

Romantizmin bittiği yerde

Yazının Giriş Tarihi: 29.01.2026 00:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 29.01.2026 00:06

Dünya bir süredir bir yanılgıyla yaşıyor. Bu yanılgının adı insan hakları romantizmi.

Kağıt üzerinde kutsal, bildirgelerde parlak, kürsülerde alkışlanan bu kavram; sahaya indiği anda yerini bambaşka bir gerçekliğe bırakıyor. Güçlünün sözünün geçtiği, çıkarın ahlaktan önce geldiği, merhametin ancak kazanana yakıştığı bir gerçekliğe… İşte tam da bu noktada Donald Trump ismi, birçok insanın zihninde bir “rahatsızlık” olarak beliriyor.

Trump sevilmiyor.

Sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da, Orta Doğu’da, Latin Amerika’da, hatta bizzat ABD içinde bile…

Ama şu soruyu sormadan Trump’ı anlamak mümkün değil: “Sevilmek mi, ülkesine hizmet etmek mi?”

TRUMP NEDEN SEVİLMİYOR?

Çünkü Trump rol yapmıyor. Çünkü diplomatik dille gerçeği örtmüyor. Çünkü arka kapılardan yürümüyor. Modern dünya, yumuşak liderleri sever. Gülümseyenleri, “hepimiz kardeşiz” diyenleri, konuşurken kimseyi ürkütmeyenleri… Oysa tarih bize şunu defalarca gösterdi:

Devletler gülümseyerek değil, kararlılıkla ayakta kalır.

Trump’ın sorunu şudur: O bu gerçeği yüksek sesle söylüyor. “America First” dediğinde dünya ayağa kalktı. Oysa her ülke zaten kendi çıkarını öncelemiyor mu? Almanya Alman çıkarını, Fransa Fransız çıkarını, Çin Çin çıkarını savunurken buna “ulusal strateji” deniyor. Trump aynısını yaptığında ise “faşizm”, “ırkçılık”, “popülizm” yaftası yapıştırılıyor. Buradaki fark Trump’ın ne yaptığı değil, nasıl yaptığıdır.

TRUMP İDEALİST DEĞİL, BİR GERÇEKÇİDİR

Trump bir filozof değildir. Bir düşünür hiç değildir. Bir romantik ise asla… Trump bir iş insanıdır.

Dünya ile ilişkisini kar-zarar tablosu üzerinden kurar. Devletleri, şirketler gibi okur. İttifakları duygusal değil, işlevsel görür. Bu yüzden de tehlikelidir. Ama aynı zamanda bu yüzden etkilidir.

Trump’a kızan ülkelerin çoğu, yıllardır ABD’nin sırtından geçinen, güvenlik şemsiyesi altında büyüyen, ekonomik avantajları “ittifak” adıyla bedavaya kullanan ülkelerdir. Trump bu düzeni bozdu. Ve bozan herkes gibi nefret topladı.

VATANSEVERLİK BEDELLE ÖLÇÜLÜR

Trump’ın en güçlü yönü tam da burada ortaya çıkar: Vatanseverliği.

Bu kavram günümüzde çok hafife alınıyor. Sosyal medya sloganına indirgenmiş durumda. Oysa vatanseverlik; ülkesinin çıkarı için yalnız kalmayı göze alabilmektir.

Trump bunu yaptı.

Avrupa’yı rahatsız etti. NATO’yu sarstı. Küresel sermayeyi karşısına aldı. Medya düzeniyle kavga etti. Kendi ülkesindeki elitleri bile karşısına aldı. Bunların hiçbiri “kolay” hamleler değil. Hele ABD gibi bir sistemde…

Trump, ABD başkanları arasında belki de uzun süredir ilk kez küresel alkıştan vazgeçip ulusal faydayı seçen bir lider oldu. Bu tercih onun dünya nezdinde itibar kaybetmesine yol açtı; ama ABD içindeki ciddi bir kitle için onu vazgeçilmez hale getirdi.

TARAFTARLARI NEDEN BU KADAR SADIK?

Çünkü Trump onları kandırmadı. Çünkü ne yapacağını önceden söyledi. Çünkü gizli ajandalarla konuşmadı. Trump seçmenine şunu açıkça söyledi: “Ben dünyayı kurtarmaya gelmedim. Amerika’yı kurtarmaya geldim.” Bu cümle birçok ülke için ürkütücüdür. Ama bir Amerikan vatandaşı için son derece nettir.

Trump’ın destekçileri, onun kusurlarını görmezden gelmez. Ama şunu bilirler: Trump onların adına pazarlık yapıyor. Masaya oturduğunda, “dünya barışı” değil, Amerikan çıkarı konuşuyor.

Ve bu, romantik değil, gerçektir.

YENİ DÜNYA DÜZENİ VE TRUMP GERÇEĞİ

Trump bugün yalnızca bir başkan değildir. Bir sistem kurucudur. Küresel düzenin alıştığı dengeleri bozmakta, yeni fay hatları oluşturmaktadır. Ticaret savaşları, enerji politikaları, savunma sanayi, teknoloji rekabeti… Hepsinde Trump’ın izi vardır.

Bu yeni sistemde ülkeler ikiye ayrılacaktır: Trump’ı anlayanlar, Trump’a kızıp ama hazırlıksız yakalananlar.

Asıl mesele Trump’ı sevmek ya da sevmemek değildir. Asıl mesele onu doğru okumaktır.

Türkiye gibi ülkeler için Trump dönemi bir tehdit olduğu kadar bir fırsattır da. Çünkü Trump, “sadakat” değil “fayda” üzerinden ilişki kurar. Bu da güçlü pazarlık yapabilen ülkeler için alan açar.

TRUMP VE AHLÂK MESELESİ

Trump ahlâklı bir lider mi? Bu soru eksiktir. Doğru soru şudur: Trump kimin ahlâkına göre?

Uluslararası ilişkilerde ahlak, çoğu zaman güçlülerin icat ettiği bir süstür. Trump bu süsü reddetti. Çıplak gerçeği tercih etti. Bu nedenle de “kaba”, “acımasız” ve “duyarsız” olarak etiketlendi.

Oysa Trump şunu söylüyor: “Benim görevim Amerikalıların refahı. Başkalarının sorunlarını çözmek değil.” Bu yaklaşım insani değildir belki. Ama devlet aklı açısından tutarlıdır.

SEVİLMEYEN AMA HESAPLANAN LİDER

Donald Trump sevilmek istemiyor. Sevilmediğini biliyor. Ve bundan rahatsız da değil. O, tarihe “iyi bir insan” olarak değil; “ülkesinin çıkarını önceleyen bir lider” olarak geçmek istiyor. Dünya bugün onunla kavga ediyor olabilir. Ama dünya aynı zamanda ona göre pozisyon alıyor.

Bu bile tek başına şunu gösterir:

Trump ciddiye alınan bir liderdir.

Ve gerçek şu ki; romantizmin bittiği yerde, güç konuşur. Trump bu dili konuşuyor. Beğensek de beğenmesek de…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.