Hava Durumu

Sabah yüzleri

Yazının Giriş Tarihi: 07.02.2026 00:08
Yazının Güncellenme Tarihi: 07.02.2026 00:08

Sabahın erken saatleri… Hava henüz tam aydınlanmamış, sokak lambaları görevini isteksizce sürdürürken insanlar yollara düşüyor. Aynı duraklar, aynı kaldırımlar, aynı araçlar… Ama yüzler her gün biraz daha farklı: Daha soluk, daha yorgun, daha sessiz.

Otobüs durağında bekleyen bir adam var. Elinde çantası, gözleri yerde. Yanındaki kadının yüzünde sabahın değil, yılların yorgunluğu okunuyor. Bir başkası telefonuna bakıyor ama aslında hiçbir şeye bakmıyor. Parmaklar ekranda gezinse de zihin başka bir yerde; belki dünün yükünde, belki yarının belirsizliğinde.

Hepsinin bir yere gittiği belli. Ama insan bakınca şunu soruyor: Gerçekten nereye gidiyorlar?

AYAKTA UYUYAN İNSANLAR

Bu manzara bana hep aynı duyguyu düşündürüyor: Biz bir toplum olarak ayakta uyuyoruz.

İnsanlar sabah evlerinden çıkıyor, işe gidiyor, görevini yapıyor, akşam eve dönüyor. Bu döngü her gün, her hafta, her ay aynı. Öyle ki birine “Bu sabah ev ile iş arasında ne yaptın?” diye sorsanız, çoğu insan net bir cevap veremez. Çünkü yaşanmamış bir zamanı hatırlamak zordur. Bu bir unutkanlık değil. Bu, hayatın otomatikleşmesidir.

Otomatikleşmiş bir hayatta insan reflekslerle yaşar. Düşünmeden kalkar, düşünmeden yürür, düşünmeden çalışır. Düşünmek için durduğunda ise içini kaplayan şey çoğu zaman umut değil, yorgunluktur.

Yüzlerdeki Ortak İfade: Bezginlik Yüzlerde gülümseme yok demiyorum. Ama gülümseme kalıcı değil. Bir şakaya, bir anlık sohbete eşlik eden kısa bir tebessüm var. Sonra yine aynı ifade: Asık, yorgun, donuk. Çünkü sorun anlık değil; yapısal. İnsanlar çalıştıkları ortamdan mutlu değil.

Yaşadıkları şehirle bağ kuramıyor. Kazançlarının hayatlarını gerçekten iyileştirdiğine inanmıyor. En önemlisi, yarın bugünden daha iyi olacak mı bilmiyor. İşte bu belirsizlik, insanın omuzlarına görünmez bir yük gibi çöküyor. Kimse açlıktan ölmediği halde, çok kişi hayattan tat alamaz hale geliyor.

MOTİVASYON MU, ANLAM EKSİKLİĞİ Mİ?

Bu tabloya bakınca çoğu zaman “motivasyon eksikliği” deniyor. Oysa mesele motivasyon değil; anlam eksikliği. Motivasyon dışarıdan verilir: primle, sloganla, afişle. Ama anlam içeriden doğar: yaptığın işin bir yere vardığını hissettiğinde. İnsan sabah uyanıp şunu sorabilmeli: “Bugün yaptığım şey, benim ya da bir başkasının hayatında neyi biraz daha iyi yapacak?” Bu soruya cevap yoksa, maaş ne kadar artarsa artsın yüzlerdeki ifade değişmez. Bu noktada insan ister istemez şunu soruyor: Bir İskandinav ülkesinde bu manzara olur muydu? Elbette orada da mutsuz insanlar var. Kimse masal anlatmıyor. Ama temel bir fark var:

Oradaki insan, sistemin kendisini kandırmadığını hissediyor. Kurallar kişiye göre değişmiyor. Emeğin karşılığı keyfi biçimde yok olmuyor. Yarın için makul bir öngörü var. Devlet, bireyin önünde bir engel değil; hayatı düzenleyen bir çerçeve olarak hissedilir.” Bu duyguya “psikolojik güvenlik” deniyor. Ve bu güvenlik, insanın yüzüne yansıyor. Bizde ise insanlar çoğu zaman şunu hissediyor: “Ne kadar uğraşırsam uğraşayım, hayatımın yönü benim elimde değil.” İşte bu duygu, insanı sessizce yıpratıyor.

DEVLET NE YAPMALI?

Bu noktada sorumluluğu sadece bireye yüklemek haksızlık olur. Çünkü birey, içinde yaşadığı sistem kadar nefes alabilir. Devletin yapması gereken şey mucizeler yaratmak değil; güven üretmektir. Adalet duygusunu zedelemeyen uygulamalar. Öngörülebilir ekonomi ve hukuk. Eğitimi sadece diploma değil, hayat hazırlığı olarak görmek.

Çalışan insanı “idare edilen” değil, “ortak” kabul etmek. İnsan, yöneticisine hayran olmak zorunda değildir. Ama adaletli olduğuna inanmak ister. Peki Biz Ne Yapabiliriz? Asıl zor ve asıl kıymetli soru burada başlıyor: Devlet dışında, biz ne yapabiliriz? Cevap küçük ama etkili alanlarda saklı.

*Çalışma Ortamlarında: Bir yöneticinin çalışanına “Nasılsın?” demesi, gerçekten dinlemesi, bazen maaş artışından daha etkilidir. Görülmek, insanın içini doğrultur.

* Küçük Adaletler: Adil görev dağılımı, şeffaf kararlar, emeğin takdiri… Büyük reformlar beklemeden de yapılabilecek şeyler bunlar.

*Yerel Dayanışma: Komşuluk, meslek dayanışması, küçük sosyal bağlar… İnsan kendini yalnız hissetmediğinde hayata daha sıkı tutunur.

*Anlam Üreten Sohbetler: Her şey tüketim ve şikayet etrafında dönmemeli. Bazen bir kitap, bir fikir, bir sohbet insanın iç dünyasını toparlar.

Sabah Yüzlerine Yeniden Bakmak Ertesi sabah yine yola çıkıyorum. Yine aynı durak, aynı insanlar… Ama artık yüzlere farklı bakıyorum. Belki de bu insanlar tembel değil. Belki de umursamaz değil. Belki de kötü insanlar hiç değil. Belki sadece çok yoruldular.

Bir toplumun en büyük trajedisi, insanların hayattan beklentisini sessizce düşürmesidir. “İdare edelim”, “Buna da şükür”, “Zaten düzelmez” cümleleri çoğaldıkça, yüzler solmaya devam eder.

Ama umut tamamen kaybolmuş değil. Çünkü hala düşünen, sorgulayan, yazan, konuşan insanlar var. Bu yazıyı okuyan siz, belki yarın sabah yolda bir yüze daha dikkatle bakacaksınız. Belki bir selam vereceksiniz. Belki bir cümle kuracaksınız. Küçük şeyler…

Ama bazen bir toplum, küçük şeylerle yeniden uyanır.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.