Hava Durumu

Satranç tahtasında hayat

Yazının Giriş Tarihi: 11.02.2026 00:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.02.2026 00:06

Hayat bazen hızlı kararlar ister. Bazen de hiçbir şey yapmadan beklemeyi… Ama çoğu zaman biz, beklemenin de bir hamle olduğunu unuturuz. Satranç, tam da bu nedenle yalnızca bir oyun değil; insanın kendisiyle yaptığı sessiz bir müzakeredir. Satranç tahtasına ilk baktığınızda herkes aynı şeyi görür: 32 taş, 64 kare, iki taraf ve tek bir hedef: şah mat. Ama oyunu bilenler bilir; satranç matla değil, sabırla kazanılır.

HER TAŞ EŞİT DEĞİLDİR

Satrançta en güçlü taş vezirdir. Ama oyunu vezir tek başına kazanmaz. Piyonlar ilerlemezse, atlar alan açmazsa, filler denge kurmazsa… Vezir yalnız kalır. Bu, organizasyonlar için de böyledir. Her kurumda “vezir” gibi görünen insanlar vardır: Konuşanlar, karar verenler, görünür olanlar.

Ama gerçek güç çoğu zaman piyonların sessiz ilerleyişindedir. Görünmez emek, küçük ama sürekli katkılar, sabırlı ilerleme… Satranç bize şunu öğretir: Değersiz taş yoktur, yanlış kullanılan taş vardır.

ACELEDEN YAPILAN HAMLE

Satrançta en sık yapılan hata şudur: “Bir şey yapmalıyım” hissiyle oynanan hamleler. Tahta suskunsa, oyun durgunsa, oyuncu huzursuz olur. Ve çoğu zaman bu huzursuzluk hatalı bir hamleye dönüşür. Hayatta da böyle değil mi? Toplum olarak da, kurumlar olarak da sessizliği sevmiyoruz.

Boşlukları doldurmak, hızlı karar vermek, anında sonuç almak istiyoruz. Oysa satrançta usta oyuncu bilir ki: Bazen en güçlü hamle, hamle yapmamaktır.

Satranç rakiple oynanıyor gibi görünür. Ama aslında oyuncu, kendi sabırsızlığıyla, kendi egosuyla, kendi korkularıyla oynar. Tahtanın başında oturan herkes bilir: Bir hamleden önce durup düşünemeyen, bir adım sonrasını göremeyen, kendi hatasını kabullenemeyen oyuncu kaybeder. Bu yüzden satranç, liderlik için mükemmel bir aynadır.

Gerçek liderlik de böyledir: Rakibi suçlamak kolaydır. Şartları bahane etmek kolaydır. Ama kendi yanlış hamleni görmek, tahtaya yeniden bakabilmek zordur.

Oyun Ortasında Tahtayı Yeniden Okumak

Satrançta “açılış” ezberlenir. Ama oyun ortası sezgi ister. O noktada kitaplar susar, ezberler biter. Hayatın ve yönetimin en zor yeri de burasıdır. Planlar bozulur, öngörüler tutmaz, dengeler değişir. İşte o an liderin yapması gereken şey şudur: Tahtaya yeniden bakmak. Eski planı savunmak değil, yeni durumu anlamak.

Satranç bize şunu öğretir: Strateji, plana sadakat değil; duruma sadakattir.

MAT OLMADAN DA KAYBEDİLİR

Satrançta bazen oyun mat olmadan biter. Oyuncu eli kaldırır. Çünkü devam etmenin anlamı kalmamıştır. Bu çok önemli bir derstir. Hayatta da bazen insanlar “mat” olmaz. Ama tükenirler.

Motivasyonlarını kaybederler. İnandıkları şeyle bağları kopar. Ve bu sessiz kayıplar, en gürültülü yenilgilerden daha yıkıcıdır. İşte bu yüzden insanı merkeze almayan sistemler, satrançta sürekli taş kaybeden oyuncular gibidir. Bir süre devam ederler ama oyun çoktan bitmiştir.

SATRANÇTA KAZANAN KİMDİR?

Kazanan her zaman mat eden değildir. Kazanan; sabreden, tahtayı okuyan, taşlarını feda ederken nedenini bilen kişidir.

Ve belki de en önemlisi: Kazanmak için insanlığını kaybetmeyendir. Satranç bize bunu öğretir. Hayat da…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.