Toplum dediğimiz yapı, çoğu zaman büyük isimler üzerinden anlatılır. Liderler, kahramanlar, siyasetçiler, vizyonerler… Tarih kitapları onların adlarıyla doludur. Oysa gerçeğin kendisi daha sade, daha sessiz ve daha mütevazıdır. Bir toplumun asıl yükünü taşıyanlar çoğu zaman adı bilinmeyen, yüzü hatırlanmayan, alkış almayan insanlardır.
Biz genellikle zirveye bakarız. Oysa zirve, görünmeyen omuzlar üzerinde yükselir.
Bir şehir düşünün. Sabah erkenden sokağı süpüren belediye işçisi olmasa, akşam hastanede nöbet tutan hemşire görevini aksatsa, okulda sınıfın kapısını ilk açan öğretmen derse hazırlıksız girse, kütüphanede kitapları düzenleyen görevli işini “nasıl olsa kimse fark etmiyor” diyerek savsaklasa… O şehir aynı şehir olur muydu?
Toplum, büyük kararlarla değil; küçük sorumlulukların ciddiyetle yerine getirilmesiyle ayakta kalır.
Bugün en büyük yanılgımız, liderliği sadece makamla eşleştirmemizdir. Oysa liderlik, bulunduğu yeri iyileştirme iradesidir. Bir anne çocuğunu sabırla yetiştirirken, bir esnaf müşterisine dürüst davranırken, bir memur evrakı hızlandırmak için çaba gösterirken aslında bir liderlik davranışı sergiler. Çünkü liderlik, yön göstermekten önce sorumluluk almaktır.
Sessiz fayda… Belki de çağımızın en çok ihtiyaç duyduğu kavram budur.
Gösteriş çağında yaşıyoruz. Yapılan işin kendisinden çok, görünürlüğü önem kazanıyor. Sosyal medya paylaşımları, takipçi sayıları, beğeniler… İyilik bile bazen görünür olma ihtiyacına yeniliyor. Oysa gerçek toplumsal güç, görünmeyen katkılardan doğar. Hiç kimse görmezken doğru olanı yapmak, alkış yokken emeğe devam etmek, sonuç hemen ortaya çıkmasa bile sabırla çalışmak…
Toplumu güçlü yapan şey tam da budur.
Tarihsel örneklere baktığımızda da benzer bir tablo görürüz. Büyük dönüşümler, sadece karizmatik liderlerin iradesiyle gerçekleşmemiştir. O dönüşümlerin arkasında öğretmenler, mühendisler, memurlar, çiftçiler, işçiler vardır. Bir ülkenin kalkınma hikayesi, aslında milyonlarca küçük hikayenin toplamıdır.
Ancak modern dünyada ciddi bir riskle karşı karşıyayız: Değer üretmek yerine değer konuşmak.
Toplum olarak “iyi”yi konuşuyoruz ama iyi olmayı zor buluyoruz. “Adalet” diyoruz ama adil davranmak işimize gelmediğinde susuyoruz. “Birlik” diyoruz ama küçük çıkarlarımız söz konusu olduğunda geri çekiliyoruz. Oysa toplumsal dayanıklılık, büyük sloganlarla değil; günlük davranışlarla inşa edilir.
Bir kütüphaneyi düşünelim. Raflarda yüzlerce kitap vardır. O kitaplar rastgele yerleştirilse, düzen bozulsa, kimse aradığını bulamaz. Bilgi vardır ama erişim yoktur. Toplum da böyledir. İnsan vardır ama güven yoksa, yetenek vardır ama adalet yoksa, imkan vardır ama sorumluluk bilinci yoksa; sistem çalışmaz.
Toplumsal güven, görünmeyen emekle oluşur.
Bir ülkede insanlar birbirine güveniyorsa, bunun nedeni büyük nutuklar değil; günlük hayatta sergilenen dürüstlüktür. Trafikte yol vermek, sırada hakkı gözetmek, kamu malını korumak, işi zamanında yapmak… Bunlar küçük davranışlar gibi görünür. Ama aslında bir medeniyetin temelini oluşturur.
Sessiz omuzlar işte tam bu noktada devreye girer.
Bugün gençlere sürekli başarı hikayeleri anlatıyoruz. Zirveye çıkanları, rekor kıranları, büyük yatırımlar yapanları… Elbette başarı kıymetlidir. Ancak başarıyı sadece sonuç üzerinden tanımlarsak, sürecin erdemini gözden kaçırırız. Toplumun gerçek gücü, her gün görevini hakkıyla yapan insanların sürekliliğindedir.
Bu nedenle belki de yeni bir liderlik tanımına ihtiyacımız var: Görünmeyen liderlik.
Görünmeyen lider, bulunduğu ortamda kaliteyi artıran kişidir. Makamı olmayabilir. Ünvanı olmayabilir. Ama varlığı hissedilir. Çünkü düzen getirir, güven üretir, insanlara değer verir. Bir okul müdürü bunu yapabilir ama bir sınıf başkanı da yapabilir. Bir belediye başkanı yapabilir ama bir mahalle sakini de yapabilir.
Toplumsal iyileşme yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya doğru yayılır.
Eğer her birey bulunduğu noktada küçük bir iyileştirme yapmaya karar verse, birkaç yıl içinde şehirlerin çehresi değişir. Kağıt üzerinde dev reformlar yapmadan da toplumsal kalite yükselir. Çünkü asıl reform, zihniyet reformudur.
Peki neden bu kadar zor?
Çünkü görünmeyen emek sabır ister. Sabır ise hızlı sonuç bekleyen çağımızın en zayıf kasıdır. Hemen karşılık görmek istiyoruz. Takdir edilmek, fark edilmek, ödüllendirilmek… Oysa bazı katkılar yıllar sonra anlaşılır. Bir öğretmenin yetiştirdiği öğrenci belki on yıl sonra topluma katkı sunar. Bir ebeveynin verdiği değer eğitimi, belki bir kriz anında kendini gösterir.
Toplumun gerçek gücü zamana yayılmış emektedir.
Bu yazıyı kaleme alırken aklımda tek bir soru var: Biz, sessiz omuzları yeterince görüyor muyuz? Onlara hak ettikleri değeri veriyor muyuz? Yoksa sadece parlayan isimlere mi odaklanıyoruz?
Belki de toplumsal huzurun ilk adımı, görünmeyeni fark etmektir.
Bir şehirde temizlik işçisine teşekkür etmek, öğretmeni takdir etmek, sağlık çalışanına minnet duymak, kamu görevlisinin emeğini görmek… Bunlar sembolik gibi görünür ama güçlü bir kültür üretir. Değer gören insan daha iyi iş yapar. İyi iş yapan insan güven üretir. Güven üreten toplum ise krizlere daha dayanıklıdır.
Sonuçta bir toplum, en zayıf halkası kadar güçlüdür.
Eğer görünmeyen halkalar koparsa, zincir dağılır. O yüzden her bireyin katkısı önemlidir. Kimse “benim yaptığım küçük bir şey” dememelidir. Çünkü küçük şeylerin sürekliliği büyük değişim doğurur.
Belki de artık başarı tanımımızı yeniden gözden geçirmeliyiz. Sadece zirveye çıkanları değil, zemini sağlam tutanları da konuşmalıyız. Alkış sadece en önde duranlara değil; en arkada sabırla çalışanlara da gitmelidir.
Sessiz omuzlar olmadan hiçbir toplum yükselemez.
Ve belki en önemlisi şudur: Her birimiz o sessiz omuzlardan biriyiz.
Toplumu değiştirecek büyük hamleleri beklemek yerine, bulunduğumuz yerde küçük ama istikrarlı bir iyileştirme yapmayı seçersek; yarın daha güçlü bir toplumdan söz edebiliriz.
Çünkü gerçek liderlik, görünmeden sorumluluk almaktır.
Gerçek güç, alkışsız çalışabilmektir.
Gerçek medeniyet ise sessiz omuzlar üzerinde yükselir.