“Genç ve dinamik ekip…”
İş ilanlarının en sevilen sözlerinden biri.
Masum görünüyor.
Ama bazen şu anlama geliyor:
“Tecrübeniz değerli olabilir; fakat yaşınız bize fazla.”
Bir genç, yaşlı çalışanlar için şöyle diyebiliyor:
“Artık işlerini bıraksınlar, yerlerini gençlere versinler.”
Neden?
“Çünkü yavaşlar ve teknolojiye uyamıyorlar.”
Peki…
Aynı ölçüyü yapay zekâya uygularsak ne olacak?
Yapay zekâ gençlerden de hızlı.
Bilgiye daha çabuk ulaşıyor.
Yorulmuyor.
Mola istemiyor.
Üstelik her geçen gün daha fazla işi daha düşük maliyetle yapabiliyor.
O hâlde “Hızlı olan kalsın, yavaş olan çekilsin” diyorsak…
Sıra gençlere geldiğinde ne söyleyeceğiz?
Yaşlı çalışanın işini kaybetmesi “değişimin gereği”…
Gencin yapay zekâ nedeniyle işsiz kalması ise “toplumsal sorun” mu olacak?
Bu biraz tutarsızlık değil mi?
Kendimizden öncekini teknoloji adına gözden çıkarırken ilerlemeyi savunuyoruz.
Aynı teknoloji bize yöneldiğinde insan emeğini hatırlıyoruz.
Elbette gençlerin yapay zekâ karşısındaki kaygısı anlaşılır.
Fakat kendileri için istedikleri çalışma hakkını tecrübeli insanlar için de istemeleri gerekir.
Çünkü insanı yalnızca hızıyla değerlendiren sistem kimseye bağlılık göstermez.
Bugün altmış yaşındaki çalışanı yavaş bulur.
Yarın yirmi beş yaşındaki çalışanı yapay zekâdan pahalı görür.
Tecrübe, yeniliğin düşmanı değildir.
Gençlik enerji getirir.
Tecrübe, o enerjinin daha önce yapılmış hatalara harcanmasını önler.
Yapay zekâ ise ikisine de güçlü bir araç olabilir.
Doğru olan kuşakları ve teknolojiyi yarıştırmak değil; birbirini tamamlayacak şekilde buluşturmaktır.
Unutmayalım:
Yaşlı çalışana “Artık yerini bırak” diyen genç, yarın aynı cümleyi yapay zekâdan duyabilir.
Çünkü insanın değerini yalnızca hız belirliyorsa…
Bu yarışta hiçbir insan yeterince genç değildir.