Bir ülkenin kaderi bazen sandıkta belirlenir, bazen masada şekillenir, bazen de hiç kimsenin yüksek sesle konuşmadığı anlarda yön değiştirir. Ama hangi koşulda olursa olsun, asıl belirleyici olan şey değişmez: liderliğin nasıl anlaşıldığı.
Liderlik, yalnızca yetki kullanma meselesi değildir. Yetki geçicidir. Asıl kalıcı olan, o yetkinin nasıl taşındığıdır. Çünkü gerçek liderlik; alkış varken değil, yük ağırlaştığında ortaya çıkar. Omuzlara binen sorumluluk arttıkça, liderlik iddiası da sınanır.
Bugün siyaset konuşulurken çoğu zaman kişiler üzerinden tartışıyoruz. Oysa asıl konuşmamız gereken şey, kişilerden bağımsız olarak liderlik ölçütleridir. Çünkü isimler değişir, dönemler geçer; ama liderlik anlayışı toplumu ya ileri taşır ya da yerinde saydırır.
UZUN VADEYİ GÖREBİLMEK
Sorumlu liderlik, günü kurtarmayı değil; yarını inşa etmeyi hedefler. Popüler kararlar almak kolaydır. Zor olan, kısa vadede bedel ödeyip uzun vadede kazanmayı göze alabilmektir.
Devlet yönetimi, seçim takvimine sıkışmış bir refleks alanı değildir. Devlet, kuşaklar arası bir emanettir. Bugün alınan kararların sonuçları, çoğu zaman karar vereni değil; henüz doğmamış nesilleri etkiler. Bu yüzden gerçek liderlik, yalnızca strateji değil; ahlaki bir sorumluluk bilinci gerektirir.
Hedef koyabilen liderlik, geleceği sloganlarla değil; gerçekçi planlarla konuşur. Çünkü büyük hedefler, ancak büyük sorumluluk duygusuyla taşınabilir.
KİŞİLER DEĞİL İLKELER
Gerçek liderler, her şeyi tek başına yapanlar değildir. Aksine, doğru insanlarla doğru yapıları kurabilenlerdir. Yetki devretmekten korkmayan, güvenmeyi bilen, gerektiğinde geri planda durabilen liderler kurumsallığı güçlendirir.
Disiplin, baskı anlamına gelmez. Disiplin; herkesin görevini bilmesi, o görevi ciddiyetle yapması ve hesap verebilir olmasıdır. Devlet yönetiminde disiplin yoksa savrukluk başlar. Savrukluk başladığında ise kişisel hırslar, kamu yararının önüne geçer.
İlkelere dayalı bir yönetim anlayışı, devleti şahıslara bağımlı olmaktan kurtarır. Böylece devlet, kişisel iniş çıkışlara mahkûm olmaz.
MİLLİ DURUŞ: BİLİNÇLİ
Milli duruş çoğu zaman yanlış yorumlanır. Milli olmak, dünyaya kapanmak değildir. Milli olmak; dünyayı iyi okuyup, kendi çıkarlarını başkalarının onayına sunmamaktır.
Uluslararası ilişkilerde kalıcı dostluklar değil, kalıcı çıkarlar vardır. Bu gerçeği görmezden gelen siyaset anlayışı, ülkesini savunmasız bırakır. Buna karşılık stratejik düşünebilen liderlik; alternatifler üretir, bağımlılıkları azaltır ve uzun vadeli denge politikaları kurar.
Bu noktada gençliğe verilen önem tesadüf değildir. Gençlik yalnızca demografik bir veri değil; geleceğin taşıyıcısıdır. Eleştirebilen, özgüvenli ama köklerinden kopmamış bir gençlik olmadan hiçbir strateji sürdürülebilir olmaz.
DIŞ POLİTİKA: HESAPLA
Uluslararası siyaset, anlık duygularla yürütülecek bir alan değildir. Sert çıkışlar iç politikada alkış getirebilir; ama dışarıda çoğu zaman karşılık bulmaz.
Stratejik liderlik sabırlıdır. Gerektiğinde bekler, gerektiğinde konuşur, gerektiğinde sessiz kalır. Ama masayı terk etmez. Masayı devirmek yerine, masada kalmayı bilir.
Risk alır; fakat bu riskler hesapsız değildir. Güç gösterisi yapar; ama ölçüyü kaçırmaz. Çünkü devlet yönetiminde ölçüsüzlük, cesaret değil; sorumsuzluktur.
SİYASETİN SINIRI
Bir ülkenin sorunları elbette konuşulur, eleştirilir, tartışılır. Ama bu tartışmanın meşruiyet zemini kendi halkıdır. Kendi meclisidir. Kendi kamuoyudur. Siyasi meşruiyeti yabancı başkentlerde aramak, farkında olmadan ülkeyi zayıf gösterir. Çünkü “dışarıdan onay” arayışı, içerideki özgüveni aşındırır.
Muhalefet olmak, devletsizleşmek değildir. İktidar geçicidir, muhalefet geçicidir; ama devlet kalıcıdır. Bu bilinç kaybolduğunda siyaset, yapıcı bir rekabet alanı olmaktan çıkar.
TOPLUMUN PAYI
Bu noktada sorumluluk yalnızca liderlerde değildir. Toplumun tavrı, siyasetin dilini belirler. Sürekli alkışlayan toplumlar, zamanla sorgulama refleksini kaybeder.
Siyaseti takım tutar gibi tutmak; en büyük zararı yine o siyasi görüşe verir. Eleştiri, ihanet değildir. Aksine, sağlıklı bir ilişkinin göstergesidir. Demokrasi yalnızca sandıkta değil; zihinde başlar.
Sonuç Olarak
Güç, sorumluluk taşımıyorsa anlamını yitirir.
Liderlik, yetkiyle değil; yükle ölçülür.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; daha yüksek sesler değil, daha derin düşünceler. Daha keskin sloganlar değil, daha güçlü sorumluluk bilinci. Daha fazla dış onay arayışı değil, daha sağlam iç denge.
Çünkü bu ülke, bağıranlardan çok; düşünenlere, çalışanlara ve yük almaktan kaçmayanlara muhtaçtır.