Sabahın ilk saatleri…
Bir anne mutfakta çay koyuyor. Bir öğrenci okula hazırlanırken yüzünü yıkıyor. Bir hastanede hemşireler yeni güne başlıyor. Bir fabrikada üretim hattı çalışıyor.
Milyonlarca insan aynı şeyi yapıyor. Musluğu açıyor ve su akıyor.
O kadar sıradan bir hareket ki çoğu zaman üzerinde düşünmüyoruz bile. Suyun her zaman orada olacağını varsayıyoruz. Oysa dünya üzerinde milyonlarca insan için bu durum hiç de garanti değil.
Bundan yaklaşık altmış yıl önce, Güneydoğu Asya’da küçük bir ada ülkesi de aynı endişeyi taşıyordu.
Bugün dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri olarak gösterilen Singapur, bağımsızlığını kazandığında çok farklı bir tabloya sahipti. Doğal kaynakları yok denecek kadar azdı. Toprakları sınırlıydı. Enerji kaynaklarından yoksundu. En önemlisi ise kendi ihtiyacını karşılayacak yeterli tatlı suya sahip değildi.
Bir ülke için su eksikliği yalnızca günlük yaşamı etkilemez. Tarımı, sanayiyi, sağlığı ve hatta ulusal güvenliği doğrudan ilgilendirir. Singapur’un yöneticileri de bunu çok erken fark etti.
***
Sorun büyüktü ama bakış açıları farklıydı.
Onlar suyu yalnızca tüketilecek bir kaynak olarak değil, yönetilmesi gereken stratejik bir değer olarak gördüler.
İşte geleceği kuran toplumlarla diğerleri arasındaki fark çoğu zaman burada ortaya çıkar.
Bazıları sorunları konuşur. Bazıları ise çözümleri planlar. Singapur, ikinci yolu seçti.
Yıllar boyunca ülkenin dört bir yanında yağmur suyu toplama sistemleri kuruldu. Barajlar inşa edildi. Şehir planlaması yeniden düzenlendi. Ancak bununla da yetinilmedi.
Dünyanın birçok yerinde insanların mesafeli yaklaştığı bir fikir üzerinde çalışmaya başladılar.
Atık sular yeniden kullanılabilir miydi?
Uzun araştırmaların ardından geliştirilen ileri arıtma teknolojileri sayesinde “NEWater” adı verilen sistem ortaya çıktı. Bu sistemle kullanılan sular, son derece gelişmiş filtreleme ve arıtma süreçlerinden geçirilerek yeniden değerlendirilmeye başlandı.
Başlangıçta birçok insan bu fikre şüpheyle yaklaştı. Ancak bilimsel veriler, yapılan testler ve şeffaf bilgilendirme çalışmaları zamanla toplumun güvenini kazandı.
Bugün Singapur, su ihtiyacının önemli bir bölümünü bu yöntemle karşılayabiliyor.
Üstelik bununla da yetinmedi.
Deniz suyunu içilebilir hale getiren arıtma tesislerine yatırım yaptı. Yağmur suyunun neredeyse tamamını değerlendirebilecek sistemler kurdu. Su tasarrufunu okul çağından itibaren bir kültür haline getirmeye çalıştı.
***
Sonuç mu?
Bir zamanlar su konusunda dışa bağımlı olan ülke, bugün dünyanın en başarılı su yönetimi örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Bu hikayeyi önemli kılan şey yalnızca teknik başarı değil. Asıl önemli olan düşünce biçimi.
Çünkü Singapur’un sahip olduğu teknoloji bir günde ortaya çıkmadı. Bu başarının temelinde uzun vadeli düşünmek, bilimsel bilgiye yatırım yapmak ve gelecekte karşılaşılabilecek sorunları önceden görebilmek vardı.
Tarih boyunca birçok toplum büyük kaynaklara sahip oldu. Bazıları geniş topraklara sahipti. Bazıları zengin maden yataklarına. Bazıları da büyük nüfuslara.
Ancak, başarıyı belirleyen şey sahip olunan kaynakların miktarı değil, eldeki kaynakların nasıl yönetildiğidir.
Bugün dünya yeni bir dönemin eşiğinde bulunuyor. İklim değişikliği, kuraklık, artan nüfus ve şehirleşme birçok ülkeyi su konusunda yeni çözümler aramaya zorluyor.
Bu nedenle Singapur’un hikayesi yalnızca bir ülkenin hikayesi değildir. Aslında geleceğe hazırlanmanın hikayesidir. Belki de bu yüzden dünyanın dört bir yanından yöneticiler, mühendisler ve araştırmacılar bu küçük ada ülkesini incelemeye devam ediyor.
Çünkü gelecek bazen büyük ordularla, yüksek binalarla ya da geniş sınırlarla kurulmaz. Bazen bir damla suyu nasıl yönettiğinizle kurulur.
Ve bazı toplumlar geleceği beklemez. Onu inşa etmeye başlar.