“Burhan Demircan’ın Aziz Hatırasına…”
Bazı insanlar diplomalarıyla tanınır, bazı insanlar ise hayatın kendisini diploma hâline getirir. Burhan Demircan, kamuoyunun hafızasına kazınan adıyla “Burhan Pazarlama”, ikinci gruba dâhil olan ender insanlardan biriydi.
Onun adının önünde akademik unvanlar yoktu. İletişim ya da pazarlama alanında üniversite eğitimi almamıştı. Kalın ders kitapları okumamış, teorik kavramları ezberlememişti. Buna rağmen, bugün üniversitelerde anlatılan iletişim, pazarlama ve ikna tekniklerinin önemli bir bölümünü yıllar boyunca yaşayarak öğrenmiş, uygulamış ve başarıyla hayata geçirmişti.
Çünkü onun üniversitesi dört duvar arasındaki bir bina değildi.
Onun üniversitesi hayatın ta kendisiydi.
İstanbul vapurları onun amfileri, her gün karşılaştığı binlerce insan ise hem öğrencisi hem de öğretmeniydi.
Sabahın erken saatlerinde başlayan mesaisi, kimi zaman dondurucu bir kış rüzgârında, kimi zaman kavurucu yaz sıcaklarında devam ederdi. Her gün farklı yüzlerle karşılaşır, farklı karakterleri tanır, farklı ruh hâllerini okumayı öğrenirdi. Bir insanın ses tonundan, bakışından, duruşundan ne hissettiğini sezebilmek kolay değildir. Fakat Burhan Demircan bunu yıllar içinde ustalık seviyesine taşımıştı.
Bugün üniversitelerde “müşteri davranışları”, “iletişim psikolojisi”, “beden dili”, “ikna yöntemleri”, “kişisel marka yönetimi” ve “satış teknikleri” başlıkları altında anlatılan birçok konu, onun günlük yaşamının doğal bir parçasıydı.
Belki de onu farklı yapan en önemli özellik buydu.
O, teoriyi yaşayarak üretmişti. Konuşurken yalnızca ürün tanıtmazdı. Önce dikkat çekerdi. Sonra insanları gülümsetirdi. Ardından güven oluştururdu. En sonunda ise satış neredeyse kendiliğinden gerçekleşirdi.
Aslında sattığı şey yalnızca kalem, mendil ya da küçük ev eşyaları değildi. İnsanlar onun samimiyetini satın alıyordu. Onun nezaketini satın alıyordu. En önemlisi ise ona duydukları güveni satın alıyordu.
İletişimin temelinde de zaten güven vardır. Güven kurulmadan ne sağlıklı bir ilişki kurulabilir ne de kalıcı bir etkileşim oluşturulabilir. Tam da bu nedenle Burhan Demircan’ı yalnızca başarılı bir pazarlamacı olarak değerlendirmek büyük bir eksiklik olur.
O, aynı zamanda olağanüstü bir iletişim ustasıydı.
Benim için Burhan Demircan yalnızca uzaktan hayranlık duyulan bir isim değildi. Kendisini yakından tanıma fırsatına sahip oldum. Hatta görev yaptığım üniversitede verdiğim İletişim ve Pazarlama dersine konuk olarak davet ettim.
Bugün bile o günü düşündüğümde sınıftaki atmosfer gözümün önüne gelir. Öğrencilerim büyük bir dikkatle onu dinliyordu. Çünkü karşılarında teorik bilgileri ezberden anlatan biri değil, hayatın içinden gelen gerçek bir usta vardı.
Ben ders kitaplarından iletişim modellerini, pazarlama stratejilerini ve insan ilişkilerinin teorik yönlerini anlatabiliyordum. Fakat o, bütün bunların gerçek hayattaki karşılığını gösteriyordu.
Kullandığı her cümlede yılların birikimi vardı. Her örnek yaşanmıştı. Her tavsiye denenmişti. Anlattıkları ezber değildi. Tecrübenin süzgecinden geçmiş bilgi, öğrenciler üzerinde bambaşka bir etki bırakıyordu.
O gün bir kez daha anladım ki bazı insanlar üniversitelerde ders almazlar; fakat hayatın içinde öyle bir öğrenirler ki bir gün üniversitelerde ders verecek seviyeye ulaşırlar.
Burhan Demircan da işte böyle bir insandı.
Bugün birçok kurum etkili iletişim eğitimleri düzenliyor. Satış teknikleri üzerine seminerler veriliyor. Beden dili üzerine konferanslar hazırlanıyor. Bütün bunlar elbette değerlidir. Ancak bütün bu bilgilerin sonunda yine insanın karşısına insan çıkar. Karşınızdaki kişiyi gerçekten dinlemiyorsanız, onun duygusunu anlamıyorsanız, ezberlenmiş cümlelerin hiçbir anlamı kalmaz. Burhan Demircan bunu yıllar önce keşfetmişti.
İnsan önce güven verir. Sonra dinlenir. Dinlenince anlaşılır. Anlaşıldığında ise etkili olur. Belki de başarısının sırrı tam olarak buydu.
Bugün kişisel markalaşma üzerine sayısız kitap yazılıyor. O ise bunu yıllar önce sessizce başarmıştı. Kimse “Burhan Demircan geliyor.” demiyordu. Herkes “Burhan Pazarlama geliyor” diyordu.
İşte gerçek marka budur.
İnsanların soyadınızı değil, oluşturduğunuz değeri hatırlaması. Onun hikâyesi aynı zamanda emeğe duyulan saygının hikâyesidir. Yaptığı işi hiçbir zaman küçümsemedi.
Tam tersine yaptığı işe değer kattı. Çünkü mesleklerin büyüklüğünü belirleyen şey, yapılan iş değil; o işi yapan insanın karakteridir. Burhan Demircan bunu bütün hayatıyla ispatladı.
Bugün geriye dönüp baktığımda onu yalnızca vapurlarda satış yapan bir isim olarak hatırlamıyorum. Ben onu zarafetiyle hatırlıyorum. Nezaketiyle hatırlıyorum. İnsanlara gösterdiği saygıyla hatırlıyorum. Ve her şeyden önemlisi, karakteriyle hatırlıyorum.
İstanbul birçok değer yetiştirdi. Fakat bazı insanlar yalnızca yaşadıkları döneme değil, bir şehrin hafızasına da iz bırakırlar. Burhan Demircan böyle insanlardan biriydi.
Aramızdan ayrılmış olabilir. Ancak bıraktığı iz hâlâ yaşamaya devam ediyor. Çünkü bazı insanlar sattıkları ürünlerle değil, dokundukları hayatlarla hatırlanırlar.
Ben Burhan Demircan’ı hiçbir zaman yalnızca “Burhan Pazarlama” olarak görmedim. Ben onu, dürüstlüğüyle güven veren, tevazusuyla saygı uyandıran, emeğiyle örnek olan ve hayatın içinden yetişmiş gerçek bir İstanbul Beyefendisi olarak hatırlayacağım.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun…