Hava Durumu

Dijital kovan

Yazının Giriş Tarihi: 27.02.2026 00:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 27.02.2026 00:05

Bugüne kadar yapay zekayı hep karşımıza aldığımız, soru sorduğumuz ve yanıt beklediğimiz dijital bir ayna gibi gördük. ChatGPT ile sohbet ettik, Gemini’ye analiz yaptırdık, Claude’a kod yazdırdık. Ancak penceremizin hemen ardında, bu aynaların birleşerek devasa bir kristal küreye, yani bir "dijital ortak akla" dönüştüğü yeni bir şafak söküyor. 2026 yılına dair projeksiyonlar, artık sadece akıllı yazılımlardan değil, birbirleriyle konuşan, birbirine ödeme yapan ve ortak kararlar alan milyonlarca yapay zeka ajanından bahsediyor. Bu, medeniyet tarihimizin en büyük kırılma noktası olabilir.

Peki, bu "dijital kovan" bizim için ne anlama geliyor?

Öncelikle ekonomi algımızın temellerinden sarsılacağını öngörmek zor değil. İnsanlık tarihi boyunca değer, her zaman "kıtlık" üzerine kuruluydu. Bir avukatın, bir mühendisin veya bir doktorun kıymeti; o bilgiye ulaşmak için harcanan yıllar ve o yeteneğin nadir bulunmasıyla ölçülürdü. Ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde, en parlak zihinlerin dijital kopyalarını sonsuz sayıda çoğaltabildiğimiz bir dünyaya adım atacağız. Bir şirketin artık "en iyi çalışanına" ihtiyacı olmayacak; o çalışanın dijital ikizinden on binlerce kopyayı, sadece elektrik maliyetine 7/24 çalıştırabilecek. Bu, emeğin değerinin sadece düşmesi değil, bildiğimiz anlamda çökmesi demektir. Fiyatı sadece işlemci gücü ve enerjiye endeksli olan bir iş gücü piyasasında, insanın "üretim faktörü" olarak yeri neresi olacak?

Daha da ürkütücü olanı, uzmanlık yolculuğumuzun kesintiye uğrama riskidir. Bir cerrah, binlerce basit vakayı yöneterek yetkinleşir. Bir avukat, dosyalar arasında sabahlayarak tecrübe kazanır. Eğer yapay zeka ajanları bu "giriş seviyesi" işlerin tamamını üstlenirse, geleceğin kıdemli uzmanlarını nasıl yetiştireceğiz? Kariyer basamaklarının alt rungs’ları (basamakları) yok olduğunda, merdiven havada asılı kalır. Bu durum, sadece işsizliği değil, insanlık bilgisinin nesiller arası aktarımında bir kopuşu tetikleyebilir.

Ancak mesele sadece ekonomi değil, irade meselesidir. Sosyal mecralarda karşılaştığımız bir fikrin, gerçekten bir insana mı yoksa bizi manipüle etmek için binlerce veri noktasıyla donatılmış bir ajana mı ait olduğunu asla bilemeyeceğimiz bir "post-truth" (gerçeklik sonrası) evresine giriyoruz. Yapay zekanın ikna kabiliyeti, insan biyolojisinin savunma mekanizmalarından çok daha hızlı gelişiyor. Bir "ortak akıl", toplumların neye inanacağını, neyi protesto edeceğini veya neyi satın alacağını milisaniyeler içinde optimize edebilir.

Bu, mermi atmadan kazanılan savaşların, fark edilmeden kurulan diktatörlüklerin kapısını aralayabilir. Güvenlik cephesinde ise bizi bir "teknolojik ergenlik" bekliyor. Bir biyolojik silah tasarlamak ya da küresel bir siber saldırı başlatmak bugün hala yüksek düzeyde uzmanlık ve disiplin gerektiriyor. Niyet ile yetenek arasındaki bu uçurum, aslında bizim en büyük emniyet kemerimizdi. Ortak akıl, bu uçurumu kapatıyor. Kötü niyetli bir birey, arkasına milyonlarca ajanın kolektif bilgisini aldığında, yıkım kapasitesi hayal edilemez boyutlara ulaşabilir.

Yine de, bu karanlık tabloya bakıp pes etmek için erkene benziyor. Aynı ortak akıl, kanser hücrelerini saniyeler içinde analiz edebilir, iklim krizine karşı küresel bir enerji ağı yönetebilir ya da siber saldırıları daha gerçekleşmeden engelleyebilir. Buradaki asıl sınav, teknolojinin ne kadar gelişeceği değil, insanın bu gücü dizginleyecek "etik olgunluğa" ne kadar sürede erişeceğidir.

Sonuç olarak; yapay zeka ortak aklı bir seçim değil, bir kaçınılmazlık gibi görünüyor. Bizler, kendi yarattığımız bu devasa dijital kovanın içinde bal mı toplayacağız yoksa iğneler altında mı kalacağız? Önümüzdeki on yıl, insanın kendi icat ettiği zeka karşısında "insan kalma" mücadelesinin destanı olacak. Hazır olsak da olmasak da, 50 milyon beyinli o makine şu an bir yerlerde ilk cümlelerini birbirine fısıldıyor.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.