Türkiye, 2026 yılına dijital dönüşümün baş döndürücü hızıyla girerken, madalyonun öteki yüzünde ciddi bir "erişim adaletsizliği" gerçeğiyle yüzleşiyor. Artık mesele sadece bir bilgisayara veya akıllı telefona sahip olmak değil; bu teknolojilerin hangi altyapıyla, hangi yoğunlukta ve hangi yetkinlikle kullanılabildiği. Güncel veriler ve yapılan araştırmalara göre, Türkiye’nin dijital kapsayıcılık karnesinde bölgeler ve kuşaklar arası uçurumun derinleştiğini gösteriyor.
BÖLGESEL EŞİTSİZLİK
Dijital dünyada fırsat eşitliği, her şeyden önce coğrafi bir denge gerektirir. Ancak Türkiye verileri, bu dengenin henüz kurulamadığını kanıtlıyor. Nüfusun yüzde 67,5’inin barındığı yoğun kentlerde internete erişim oranı yüzde 93 gibi yüksek bir seviyeye ulaşmışken, orta yoğunluktaki kentlerde bu oran yüzde 88’e geriliyor. Asıl düşündürücü tablo ise kırsalda karşımıza çıkıyor; nüfusun yüzde 16,8’ini barındıran kırsal yerleşim yerlerinde erişim oranı yaklaşık yüzde 76 düzeyinde kalıyor.
İrlanda, Danimarka ve Hollanda gibi ülkelerde kent ile kır arasındaki farkın neredeyse sıfırlanarak her iki bölgede de yüzde 99’un üzerine çıkması, küresel standartları belirliyor. Türkiye’deki 17 puanı aşkın bu fark, kırsaldaki bir vatandaşın dijital devlet hizmetlerinden, uzaktan eğitimden veya yeni nesil iş imkânlarından kentteki birine göre çok daha kısıtlı yararlanabildiği anlamına geliyor.
KUŞAK ÇATIŞMASI
Teknolojik uçurum sadece coğrafi değil, aynı zamanda kronolojik bir nitelik taşıyor. Üretken yapay zekâ araçlarının kullanımı, Türkiye’de yaş grupları arasında adeta bir duvar örüyor. 2025-2026 verilerine göre, 16–74 yaş grubunda genel kullanım oranı yüzde 17,2 iken, bu oran 16–24 yaş grubunda yüzde 38,5’e fırlıyor. Buna karşılık, 55–74 yaş grubunda yapay zekâ kullanımı yalnızca yüzde 1,8 seviyesinde kalıyor. Aradaki 53,6 puanlık devasa fark, dijital okuryazarlığın yaşlandıkça nasıl hızla ivme kaybettiğini gösteriyor.
Eğitim ve gelir düzeyindeki yaklaşık 21 puanlık ayrışma da dijitalleşmenin sadece bir "heves" değil, bir "imkân" meselesi olduğunu doğruluyor. Dikkat çekici bir diğer veri ise öğrencilerde gizli. Türkiye’deki öğrenciler arasında yapay zekâ kullanım oranı yüzde 52,4 ile ülke ortalamasının üzerinde olsa da, OECD genelindeki öğrencilerin dörtte üçünün bu araçları kullandığı gerçeği, küresel rekabette hala katedilmesi gereken uzun bir yolumuz olduğunu hatırlatıyor.
KURUMSAL DÖNÜŞÜMÜN HIZI
Bireysel kullanımdaki bu dengesizliğe rağmen, iş dünyası yapay zekâya çok daha hızlı adapte oluyor. OECD genelinde 10 ve üzeri çalışanı olan firmaların yapay zekâ kullanım oranı 2023’te yüzde 8,7 iken, 2024’te yüzde 14,2’ye, 2025’te ise yüzde 20,2’ye yükseldi. Bu durum, bireyler arasındaki dijital yetkinlik farkının yakın gelecekte istihdam piyasasında çok daha sert bir bariyer haline geleceğinin habercisi.