Söze, tarih kayıtlarında Frigya Kralı olarak Gordion'da yaşadığı bilinen Midas’ın efsanesi ile başlayalım…
Efsanede; dokunduğu her şeyin altına dönüşmesi ile açlık ve susuzluktan ölüm noktasına gelen ve zenginliğin sefasını süremeyen Midas’ın pişmanlığı vurgulanır.
Ama bugün size bunu çok başka şekilde anlatacağım:
Frigya Kralı Midas, tanrıların kendisine verdiği dilek hakkını dokunduğu her şeyin ipeğe dönüşmesi için kullandı. Bu güç başlangıçta büyüleyici görünse de zamanla onu derin bir yalnızlığa sürükledi. Çünkü artık hiçbir canlıya dokunamıyordu. Pişman olan Midas, tanrılara yalvararak dileğinin değiştirilmesini istedi. Tanrılar bu isteği kabul etti ancak ortaya çıkan ipeklerden birinin rüzgârla dünyaya yayılıp, ulaşmasına izin verdi. Böylece ipeğin efsanevi yolculuğu başlamış oldu…

Kültürümüzün ve sanatın turizm aracılığıyla gelire dönüştürülebilmesi için ‘Bize hikâyeler gerek!’ ifadesinin en güzel örneğidir bu!
Uzun zamandır işini tutkuyla sahiplenen, katma değer üreten, verilenle yetinmeyip yeni şeyler deneyerek markalaşmanın önünü açanlarla karşılaşmamıştım.
Ta ki Eskişehir’de Midas İpek Evi’ni ziyaret edene kadar…
Eminim ki haberlerde ya da sosyal medyada ipek üreticiliği ile ilgili gelişmeleri görünce içinizden bir ses ‘temsili bir hizmettir, ilerleme kaydedilemez’ diyordur.
Benim görüşümü değiştiren ise bu yolculuğun başlatılmasına büyük emek veren başta İpekli Dokuma Sanatçısı Kasım Uzunöz ve Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce olmak üzere; ESMEK Turistik El Sanatları Merkezi Sorumlusu Melahat Gündoğdu ile Midas İpek Evi Sorumlusu Meltem Tunçer Şahin oldu.
Ziyaretimde ipeğin her aşamasını özenle anlatan Melahat Hanım ve Meltem Hanım’dan öğrendiklerimi aktarmak istiyorum.

İpek böceği kelebeklerinin bıraktığı toplu iğne başı büyüklüğündeki yumurtalardan minik tırtıllar çıkıyor. Bu tırtıllar özel olarak taze dut yapraklarıyla yaklaşık bir ay boyunca düzenli besleniyor.
Bir parantez açayım:
2017’de Eskişehir’de çelik köklendirme tesisi kurulmuş ve KOZABİRLİK iş birliğiyle 2019’dan bu yana yüz binlerce dut fidanı elde edilmiş. Özellikle Sarıcakaya İğdir’de faaliyet gösteren 46 üreticiye 1410 adet dut fidanı desteği sağlanmış. Hatta bu destek Eskişehir’in dışına taşmış durumda.
Muğla Büyükşehir Belediyesi, Antalya Büyükşehir Belediyesi, Ordu Büyükşehir Belediyesi, Samsun Büyükşehir Belediyesi, İzmit Belediyesi, Beydağ Belediyesi, İzmir Ödemiş ve Buca Belediyeleri ile birlikte; Afyon, Bolu, Ankara gibi çok sayıda kentte üretim yapan üreticiler bu destekten faydalanmış!

İkinci aşama koza örme; yeterli büyüklüğe ulaşan tırtıllar, kendilerine bir koza örmek için hazırlanan dallara yerleştiriliyor. Salgıladıkları sıvı havayla temas ettiğinde sertleşiyor ve etraflarını saran koruyucu ipek kozasını oluşturuyorlar. Sonra işlem sırası maharetli ellere geçiyor…
Kozaların işlenebilmesi için içindeki tırtıl kelebeğe dönüşüp, kozayı delmeden önce kozalar sıcak su veya buhar işlemine tabi tutuluyor.
Bu işlem iplikleri birbirine bağlayan yapışkan maddeyi çözüyor ve iplik çekimi başlıyor. Sıcak suda yumuşayan kozaların uçları bulunuyor ve fırçalar yardımıyla tek bir lif halinde makaralara sarılıyor.
Bu aşamayı Lütfiye Dönmez ve Gürcan Külcü uygulamalı olarak anlattı. Hiç bilmeyen için meşakkatli ve stresli duran süreç için Lütfiye Hoca; “Ben severek yapıyorum, öğrendikten sonra uygulamaya devam ederseniz hızlanıyor ve bir şey üretebilmenin keyfini yaşıyorsunuz” dedi. Öğrenci olarak İpek Evi’nde sürece başlayan Arzu Göksel da zamanla en hızlı dokuma yapan ustaya dönüşmüş.

Tek bir kozadan yaklaşık 1000 metre ipek çıktığı bilgisini paylaşan Meltem Hoca ise “İddialıyız, çalışıyoruz, severek işimizi yapıyoruz. Aynı ürünleri yapmak, tekrar etmek çok kolay ama biz kimsenin yapmadığı şeyleri yapmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Nitekim ‘Guttasız İpek Boyama’ -sınırlandırılmamış boyama tekniği- denemeleri başarıya ulaşmış, örneklerine bayıldım. Melahat Hanım’la sohbetimiz sırasında ürünlerde farklılaştırmanın ne kadar kıymetli olduğuna da değindik. Her yerde aynı ürünün pazarlanması turistlerin ilgisini çekmiyor. Eğer üretimden sonra amaç pazarlamanın gücünü kullanarak ekonomik sürdürülebilirliği de sağlamaksa renk renk, desen desen başka şeyler ortaya koymaktan geçiyor. İpek kozalarını boyayarak yaka iğnesi yapma fikri de çocuklar için anti-stres ipek yorgan üretmek de bunun bir parçası. Bu arada çini atölyesinin de kapısını araladı Melahat Hanım.
Benden söylemesi Bursa ipeğinden sonra İznik çinisi markası da elimizden gidebilir!

Her geçen gün büyüyen atölye şu anda 15 öğrenci kabul edebiliyor ama Başkan Ünlüce’nin hedefi önümüzdeki yıl İpek Köyü’nü açmak. Eğer başarıya ulaşırsa kadınların yoğun ilgi gösterdiği ipekçilik, ekosisteme dönüşecek.
Farkındaysanız buraya kadar hiç Bursa’dan bahsetmedim, bahsedemedim!
Markasıyla övünen kentimizde değerlerine sahip çıkma kabiliyeti oldukça düşük.
Şahane bir örnekle karşımızda duran Eskişehir’den gelen iş birliği çağrısına kulak verilse ne güzel olur…
***
Başkan Ayşe Ünlüce ile röportajımıza BURAYA tıklayarak ulaşabilirsiniz, keyifli okumalar dilerim!
Röportaj sürecinde benimle iletişime geçerek, süreci kolaylaştıran Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Iraz Bayındır ve Özel Kalem Personeli Özlem Kazak Urazel’e teşekkürler…