Mayısın başında ‘Kraldan çok kralcılar, hayatımızı çaldılar’ başlıklı bir yazı kaleme almıştım.
Bir İK departman yöneticisinin sosyal medyada kendisiyle övünerek sarf ettiği sözleri aktarmış ve iş dünyasındaki yozlaşmaya değinmiştim.
Peşinden ‘Hiçbir yaş grubuna iş kalmadı’ yazımla devam etmiş; işgücü piyasasının hâlini gözler önüne sermiştim.
Her ikisini harmanladığımız zaman karamsar bir tablo çıkıyor; özellikle gençler için umut verici bir adım atılmıyor.
Tabii dikkat edilmesi gereken bir nokta var:
Beyaz yaka çalışanlar daha doğrusu işverenle-işçi arasında köprü kuranlar her zaman sermayeden yana, emek sömürüsünün paydaşları değiller. Neticede onlar da birer emekçiler!
Piyasadaki bu uyumsuzluğun, düzensizliğin, adaletsizliğin sebeplerini ararken bir kesimi suçlayarak refaha ermemiz mümkün değil.
Yine sosyal medya aracılığıyla açıklamalarda bulunan Örgütsel Dönüşüm Danışmanı İpek Ötügen Dinçer’i dinledim ve sizinle de paylaşmak istiyorum.
Zira işin içinde birisi olarak çok doğru bir durum tespiti yapmış; elbette vardığı yer aynı:
Hiçbir yaş grubuna iş yok!
Ama neden?
Birlikte bakalım…
***
Söze “Kariyerimde binlerce CV gördüm ama son dönemde bana gelenlerde çok çarpıcı bir şeye denk geliyorum” diyerek başlıyor Dinçer ve şöyle devam ediyor:
“Bir tarafta 24-25 yaşında, daha yeni mezun gençler var. ‘Kimse bana ilk fırsatı vermiyor’ diyorlar. Diğer tarafta 45-50 yaşında bir kısmı EYT’li, yıllarca çalışmış, yöneticilik yapmış insanlar var. ‘Kimse beni görüşmeye bile çağırmıyor’ diyorlar. İki yaş grubu da aynı şeyi söylüyor: ‘BANA YER YOK!”
Türkiye’de ve belki de dünya genelinde durum bu. Nüfuslar artarken; onları hayatta tutacak ve daha iyi koşullarda yaşamalarını sağlayacak bir mekanizma geliştirilmedi, geliştirilmek istenmedi.
Tarih boyunca çeşitli kisvelere bürünen ‘kölelik’ sistemi hiçbir zaman yok olmadı; bile isteye yok edilmedi!
***
Dinçer durumun sebeplerini de şöyle izah ediyor:
“Birine tecrübesiz diyoruz. Diğerine çok tecrübeli…
Birine çok genç diyoruz, diğerine çok yaşlı…
Ama sonuç aynı: İkisi de aynı kapıda bekliyor!
Genç tecrübe kazanamıyor çünkü kimse ona ilk şansı vermiyor. Deneyimli, profesyonel iş bulamıyor çünkü tam da sahip olduğu tecrübe ona engel oluyor. O zaman sorun gerçekten yaş mı? Bence değil!
Şirketler hazır insan istiyor ama kimse insan yetiştirmek istemiyor.
Bir adaya bakıyoruz; ilk günden hemen katkı versin, adapte olsun, eğitim istemesin, hata yapmasın, maliyeti de düşük olsun, riski az olsun.
Ama böyle insanlar gökten hazır düşmüyor. Hazır eleman diye bir şey yoktur!
Sadece zamanında yatırım yapılmış insan vardır.
Türkiye’de; ekonomi zor, belirsizlik yüksek. Her kriz döneminde şirketlerde aynı refleksi görüyorum, işler iyi olsa bile işe alımı durduralım, gelişimi azaltalım, eğitimi erteleyelim, gençlere şans vermeyelim, deneyimliye ‘pahalı’ diyelim…
Sonra dönüp şunu soruyoruz:
Piyasada neden doğru insan yok?
Doğru soru şu: İnsanlar neden artık insan yetiştirmek istemiyor?
27 yıldır organizasyonların içindeyim şunu net olarak söyleyebilirim:
Sorun ne gençte, ne de deneyimli olanda…
Sorun insan yatırımını hâlâ maliyet olarak gören zihniyette.
Bu zihniyet değişmeden kapıların önü hep dolu olacak…”
***
Her alanda ilerleme kaydedilirken nasıl olur da zihniyette tıkanırız?
Demek ki hiçbir gelişme hak edilmemiş!
Her şey yüzeysel ilerlemiş ama diğer ülkelerden görüp, özendiğimiz ve hedef haline getirdiğimiz ‘kurumsallık’, bir kavram olmaktan öteye geçememiş.
Kriz dönemlerinde işletmeler tarafından ilk kesilen çalışanlara yapılan sosyal yatırımlardır; eğitimler, motivasyon etkinlikleri, kariyer planlama programları vb. oluyor.
Ve sırf bu nedenle tabelası kurumsal duran ama sürdürülebilir marka olamayacak çok sayıda firma tarihe karışıp gidiyor.
Sanılıyor ki rekabete karşı insan maliyeti kısılarak direnilir.
Hâlbuki bilgi en üstün güçtür.
Ben de bir soru sorarak bitireyim:
Sebepleri tespit ettiğimize göre, zihniyet mağdurlarına kim yardım edecek?